|
Aldatma ve Adrenalin
/ Demir Gönül
Kimisi bungee jumping yapar, kimisi paragliding
yapar, kimisi rafting...
Ben aldatıyorum. Ve bu sporlarda insanın
adrenalini ne kadar yükseliyorsa, aldatma bende
de aynı etkiyi yapıyor.
Düşünsenize... İşyerimdeki masamda karşımda
sevgilim oturuyor. O sırada ben ICQ”da bir başka
sevgilimle konuşuyorum. Tam o sırada masamdaki
telefon çalıyor. Bir başkası bana akşam için ne
program yapalım diye soruyor. Daha ona yanıt
veremeden cep telefonumdan bir başkası...
İnanılmaz bir adrenalin yükselmesi. Dilim
damağım kuruyor resmen. Hepsine soğukkanlılıkla
yanıt vermeye çalışıyorum. Masamda oturan
sevgilim, bana “Neler oluyor” diye soran
gözlerle bakıyor. Ona elimle “Bir dakika”
işareti yapıyorum. ICQ’dakine, “Tel geldi” diyor
ve beklemeye alıyorum. İşyerini arayan sevgilime
“Bi saniye cep çalıyor” diyorum. Ceptekine ise
“Şu anda çok meşgulum, seni 10 dakika sonra
ararım” diyorum.
Yeniden diğer telefona dönüp “Akşam kaçta
çıkacağım belli olmaz. Erken çıkarsam ben seni
ararım” yanıtını veriyorum. ICQ’da beklemeye
aldığıma ise pişkinlikle “Şu telefonlardan rahat
yok, 5 dakika bırakmadılar ki seninle konuşayım.
Sonunda istifa edeceğim bu işten” diyorum. Ve
yalanın en büyüğünü karşımda oturana
patlatıyorum.
“İş telefonundaki ablamdı. Akşam eniştemin doğum
günüymüş, beni de çağırıyorlar. Ama ben seninle
olmak istediğim için ona geç çıkacağımı
söyledim”...
O daha “Cepteki kimdi” diye sormadan ben cevabı
yetiştiriyorum: Sevgilisini aldatan bir
arkadaşım var. Olay ortaya çıkmış, ne yapacağım
diye bana soruyor. Ben de meşgulum dedim...
Sonra da gözlerinin içine bakıyorum.
Söylediklerime niandı mı diye anlamaya
çalışıyorum. Kalbim deli gibi atıyor. Ensemde
soğuk terler biriktiğini hissediyorum.
Kulaklarımın beni ele vermesinden korkuyorum.
Çünkü yanıyorlar...Bu onların kıpkırmızı
olması demek... Bakarken, “Bu akşam seninle
birlikte olmamı hiçbir şey engelleyemeyecek”
diyorum. Gözleri parlıyor. Gülümsüyor. Biliyorum
ki o aslında inanmak istediğine inanıyor. Tıpkı
bungee jumping’den atladıktan sonra artık hız
yavaşlamaya başladığında hissedilen rahatlama
gibi ben de bir dinginlik içine giriyorum.
Bir restoranda uzun bir masadayız. 15 – 16 kişi
yiyor, içiyor, gülüşüyoruz. Yanımda sevgilim,
karşımda daha önce biri kısa, diğeri uzun iki
ilişki yaşadığım iki ex sevgilim... Kimsenin
birbirinden haberi yok. Çünkü uzunu ilişkiyi
yaşadığım dönemde o kısa ilişki ortaya çıkmıştı.
Ve uzun olanı bitmeden kısası bitmişti. Onlar
birbirlerini tanıyorlar. Yeni sevgilim de aynı
çevreden. Ama o da eskileri bilmiyor. Restorana
biri giriyor. İnanamıyorum. O gece için
atlatmaya çalıştığım bir başka sevgilim...
Terlemeye başlıyorum. Yine aynı heyecan.
Kalbimin atışı hızlanıyor. Tansiyonum
yükseliyor. Kahretsin..
Kulaklarım yine kızardı. Neyse ki yanımdaki
sevgilimle el ele değildim. Ayağa kalkıyorum.
Biraz mahçup bir tavır takınıp karşılıyorum.
Masaya buyur ediyorum. Beni orada görmeyi hiç
ummadığı suratından belli. Çünkü ona göre işte
olmalıydım. Yanıma geliyor, yanaklarından
öpüyorum. Sonra onu da diğer yanıma alıyorum.
Müthiş bir şey bu... İki yanımda iki sevgilim,
karşımda iki eski sevgilim. Yeni gelen surat
yapıyor. Kulağıma “Bana yalan söyledin” diyor.
Oysa ilişkiye başlarken benden bir tek şey
istemişti. “Bana karşı dürüst ol...” Ben de ona
söz vermiştim.
Şimdi zekamın çalışma zamanı... Olayın çok ani
geliştiğini söylüyorum. Masadaki hemen herkes
çalıştığım yerden. “İşyerindeki arkadaşlarla
aniden karar verdik. Seni arayacaktım ama,
çekindiğim için aramadım. Bana bozulmandan
korktum” diyorum. Bu onu ikna etmiyor. Bu arada
diğer sevgilim elini bacağımın üzerine koyuyor.
Hayır... Hiç sırası değil bunun... Ona dönüyorum
ve “G....r’in canı çok sıkkın, bana biraz izin
ver” diyorum.
Tekrar diğeriyleyim. İkna edemezsem olay
büyüyebilir. Ama daha da önemlisi, başarısızlığa
uğramış olmak beni çok etkileyebilir. Bir yol
bulmalıyım... “Sen niye buradasın” diyorum.
Beklemediği bir soru. Çünkü o da bana bunu haber
vermedi... “Evde canım sıkıldı çıktım” diyor.
Hemen saldırıya geçiyorum. “Sen de haber
verebilirdin ama yapmadın. Bazen olur böyle”
diyorum... Konuşma uzuyor. Gözlerinden
yumuşadığını sezebiliyorum. Ama bu kez ikisini
birden aynı yerde nasıl idare edebileceğimi
düşünüyorum. Heyecanım artıyor. Masa masa
dolaşan bir saz heyetini görüyorum. Hemen
çağırıyorum. Kemancının kulağına “Bu gece
kapalısın. Başka masaya gitmeyeceksin. Parayı
düşünme” diyorum. Çalmaya başlıyorlar. Abartılı
bir şekilde eşlik ediyorum. Masadaki herkesi de
eşlik etmeye çağırıyorum. Bir süre sonra alkolün
de etkisiyle herkes kendini eğlenceye
kaptırıyor. Kendimi iyice masaya
yaklaştırıyorum. Bir elim sağımdakinin, diğer
elim solumdakinin bacakları üzerinde... Şimdi
halletmem gereken bir sorun daha var... Masadan
hangisiyle kalkacağım? Geceyi hangisiyle
tamamlayacağım?
Beynim deli gibi çalışıyor. Tuvalet bahanesiyle
kalkıyorum. İşyerimi arıyorum. Nöbetçi çocuğa,
10 dakika sonra beni aramasını ve işyerine
çağırmasını söylüyorum.
Rahatlamış bir vaziyette yerime dönüyorum.
Kemancıya habire para veriyorum. Susmaması
gerekiyor. Kimse konuşmasın, sadece şarkı
söylesin istiyorum. Telefon çalıyor. “Eyvah
işyeri...” diyerek açıyorum. Ciddi bir tavır
takınıp, “Peki ne yaptınız... Bir şeyi
beceremiyorsunuz... Tamam hiçbir şeye
dokunmayın, ben geliyorum... İnsanı bir rahat
bırakmıyorsunuz ki... İki kadeh rakıyı boğazıma
dizdiniz...” diyorum. Telefonu kapatıp ayağa
kalkıyorum. “Hepinizden özür dilerim ama benim
gitmem gerek” diyorum. İki yanımdaki
sevgililerim bozuluyor. Ama işim konusunda
tavizim olmadığını bildiklerinden susuyorlar.
Biri “Geri dönebilecek misin?” diye soruyor.
Üzgün bir tavırla “Maalesef tatlım... Böyle
olmasını istemezdim ama yapabileceğim bir şey
yok” diyorum.
Restorandan çıkıyorum. Yüzümde gülümseme,
kalbimin ritmi düzeldi... Resmen kendimle
övünüyorum. İnanıp inanmadıkları umurumda değil.
Ama yarın sabah her ikisini de rahatlatabilecek
şeyler bulabilirim. Arabama biniyorum. Cep
telefonumu alıyorum elime... Numarayı
çeviriyorum. Uykulu bir ses açıyor. “Uyudun mu”
diyorum. “Uyumak üzereydim” yanıtı geliyor. “Ben
de işten şimdi çıktım. İnanılmaz gerginim”
diyorum. Ve beklediğim teklif geliyor. “Bana
gelsene...”
Bu tadı seviyorum...
Editörün Notu: Demir'in nasıl bu hale geldiğinin
öyküsü için, ona kızmadan önce, alttaki
"<<Öncesi" linkine tıklayarak "Aldatan Adam"
adlı yazısını okumalısınız.
|